~hayaLperest pacch~

“Bu Yalnızlığın Sadece Görünen Yüzü”

içimi seviyorum… Mart 1, 2007

Kategori: Hayata Dair — pacch @ 12:04 am

Günlük hayatta birbirimizi hep dış görünüşümüze göre değerlendirdiğimiz için büyük sıkıntılar ve hayal kırıklıkları yaşamışızdır.

 

Halbu ki düşünüyorumda vücut dediğin nedir ki? Üstü bir deriyle kaplanmış ve üzerine kaş, göz gibi detaylar konularak albenisi arttırılarak ortalığa sunulmuş bir paket. Aslında içinde neler yatıyor neler. İçerdeki uyum esasında dışardaki kılıfa havada basar, ama anlayanabilene daha doğrusu kendini dinleyebilene.

 

Derinizi birden soysalar şöyle, kasları falan sıyırsalar aşağıya doğru ,bir görseniz bakalım içerde sizin için sabahtan akşama kadar neler çalışıyor. Düşünsenize, hayatımız boyunca pankreasımızı görmeden yaşıyoruz.Merak ediyorum aslında oda benim bir parçam ama daha hiç görmedim. Ve bu pankreas içerde içeride bir şeyler yapıyor benim için sessizce sedasızca hiç şikayet etmeden .Ama sen üzümü yede bağını sorma diyorsan o başka tabi… Mesela ayaktaki yorgunluktan sonra beynin ayağa karasular göndermesi, Allah’ım ne asil ve ne düşünceli bir davranıştır. Düşünsenize beynin “bana ne” dediğini.

 

Demiyor işte okadar akıllı nalet bir şey işte.
Ama siz ne kadar takıp sallamazsanız bile o belli ediyor orada olduğunu ve sizi el veriyor hiç ummadığınız bir anda.

 

Diyelimki …
Dostlarınla yaşadığın onca güzelliklerden sonra, bir gün gelipte iyi anıldığında kulakların çınlamıyor mu?

 

Peki ya eski sevgilini andığında veya çok özlediğinde burnunun direği hiç sızlamaz mı? Kalbin her atışından sonra biraz daha yorulmazmı? O öyle güzel bir kalptir ki, sen uyusanda o uyumaz. Sabaha kadar çalışır durur. Güzel bir kız gördüğünde bozar ritmini daha hızlı atmaya başlar onun için .Belki de hiç görmeyeceği başka bir kalp için.

 

Ve gördün mü onu ansızın bir köşe başında dizlerinin bağı çözülüverir. Bağla bağlayabilirsen. Biter mi burada her şey? Bitmez. Dilin tutulur konuşamazsın bir daha ki sefere kadar uhte kalır içinde pişmanlıktan. Kaldı mı hiç içinde uhte? Bilir misin onu ordan söküp alacak iyi bir uhteci?

 

Kötülük yaptın mı hiç? Yapıpta yapmadın mı diyosun yoksa, kendini kandırıyorsun. Vücut onunda çaresini bulmuş .Sızlatıverdin mi vicdanını neye uğradığını şaşırırsın aslına bakarsan içerisi okadar karışık ki sığmıyor bazen dengine atıyo dışarı kendini. Nasılmı?Saçların, tırnakların, çapağın ama en anlamlısı gözyaşların. O çıktı mı dışarı bil ki olay var mahallede yada bir yangın içeride. Söndürmek mi yangını? Çok kolay suyu da hazır hemen yanı başında, e ağlıyorsun ya…

 

Sana eşlik eden o gözler, senden de vefalıdır. Yalnız kalmak istediğinde bakarsan uzaklara dalar gider senden önce. Gözün görmez hiç bir şeyi damarına bastıklarında. Unutmak istediğinde bağrına taş basarsın.

 

Korktun mu tüylerini diken diken yapar o vücut. Olanlara şaşırdın mı kanın çekilir. İftiraya mı uğradın anlatamıyor musun derdini; betin benzin atar. Özenirsen ağzının suyunu akıtır. İmrenirsen bir tarafın şişer.

 

İnsanın konuşmaktan dilinde tükürük bitermiş önce. Yutkunursan boğazında düğümlenir dikkat et. Yutarsan midene oturur, yutmazsan aç kalırsın Açlıktan miden guruldar. Onu da haber verir. Sanki geç kalmışlığını bağıran bir sabah saati gibi. Gece gördüğün kötü rüyayı nasıl anlarsın, sabah dudağındaki uçuktan tabi ki. Boşver sıkma canını bunca şeye, sık dişlerini geçer onlar ki vücudun hamalı. Ya saçların? Onlar anlatmaz mı sana kaçtığın gerçeklerini kestirdikçe uzar inadına ve anladıkça insanları, hainleri, dönekleri, yalancıları atar içine beyazlar; eğer Türk’sen uğraşmaz bu kadar hemen dökülür.

 

Beynim durdu düşünmekten, ellerim karıncalandı, tabanlarım patladı koşturmaktan, oturmaktan k*çım büyüdü, yemek yedim rehavet çöktü, seni gördüm dilim tutuldu, bağırdım sesim kısıldı, ağladım gözlerim şişti, yoruldum kalbim sıkıştı.

 

Birde alın varki bu bedende her şey orada gizli. Adamsan alınteri, değilsen yüzkarası, haklıysan alnın açık, şanssızsan bahtın kapalı.

 

Ne yaparsan yap zaten alnına yazılmıştır bu yazı.
Alın deyip geçme her kırışıklık bir satır başı.

(Beyazıt ÖZTÜRK)

(alıntı)

 

basit yaşayacaksın… Mart 1, 2007

Kategori: Derin Anlam — pacch @ 12:03 am

Basit yaşayacaksın, basit.
Mesela susayınca su içecek kadar basit.
Dört çıkacak, ikiyle ikiyi çarptığında.
Tek düğmesi olacak elindeki cihazın
Tek bir düğme, tek bir cümle gibi.
Sevince lafı dolandırmadan söylediğin ‘Seni Seviyorum’ gibi.
Basit bir öpücük yetecek sana.
Basit, sıcak bir öpücük; ve o öpücükle dolacak tüm günlerin, tüm düşlerin.
O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
Öpücük için yiyeceksin hayatının dayağını.

Kabak çekirdeği verecek sana rakamların veremediği mutluluğu.
El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak en değerli kağıdın;
Hep yanında taşıdığın,atmaya kıyamadığın.
İki harakette giyiniverecek, iki harekette soyunuvereceksin.
Kısacık olacak uyanman ve yola çıkman arasında geçen süre..
Kısacık olacak sıcacık kollara dolanman
Ve yolculuklara çıkman arasında geçen süre.

Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını,
Bakışların bile anlatabilecek kendini.

Beklentilerin de basit olacak.
Kaf Dağının önünde bekleyecek mutluluklar.
Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;
Ya da bir damla göz yaşı yaşatacak sana en ucuz romanını.
Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken gözlerini.
Zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.

Bir kaşarlı tost olacak aradığın nasıl oturacağını bilemediğin sofrada,
Parmakların en kıymetli çatalın,
Yine aynı parmaklar çözecek en karmaşık denklemleri.
İskender’in kılıcı duracak avukat rehberinin yanında.
Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana
kontrplak bir gitarda, doğru basılmış bir fa diyez’in mutluluğunu.

Makyajın ilk a’sına kadar bilmen yetecek.
Temizlik kokacak en pahalı parfümün.
‘Bilmiyorum’ diyebileceksin bilmediğinde
Ve çok normal olacak onu da bilmeyişin.
Tek dereden su getirmen yetecek,
Bir istemiyorum diyebilmeye.
Ne durduğu farketmeyecek abanın altında.

Saatin,sadece saati gösterecek,
Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın.
Küçük bir not defteri olacak ‘bilgini’ en hızlı ’sayan’.

Basit yaşayacaksın, basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit…

Yalçın ERGİR

aşığım bu şiire…

 

mucize gibi… Mart 1, 2007

Kategori: Gizli Bahçem — pacch @ 12:02 am

Herkesin bazı alışkanlıkları vardır vazgeçemediği. Ben de son günlerde bir alışkanlık edindim. Şuursuzca saati kapatıp tekrar uyuyorum. Uyandığımı hatırlıyorum, saati kapattığımı da. Ama sorun şu ki kendime “dur tekrar uyuma, haydi kalk” diyemiyorum.

Sabah 9′da Türkçe yazılı anlatım türleriyle ilgili bir final vardı. Hiç çalışmamanın verdiği tedirginlikle uyumuştum 3 saat. Kaç sat uyuduğumla pek ilgisi yoktur ama uyanamamıştım işte. Son günlerde sık sık yenildiğim alışkanlığım bu defada galipti. 08.45te arkadaşımın “hangi kantinde olduğumu öğrenmek için” aramasıyla uyandım. Ne kantini! Daha uyuyordum. Bir telaş telefonu fırlattım nasıl hazırlandığımı bilemeden kendimi dışarı attım. “sabah bakarım” diye erteleğim dersi çalışacak zaman yoktu artık. Kime rezil olursam olayım bana ne diye başladım koşmaya. Tam da ben sokağa çıktığımda beliren ilk fakülte-çamlık dolmuşuna attım kendimi. Tuhaf şey, başka zaman oturacak yer olmayan dolmuşta kimse yoktu benden başka. Güzergah değişikliğindendir dedim düşünmedim sebebini. Fakat tuhaflıklar bırakmadı birbirinin peşini. Şoför de genç, hız tutkunlarından, belli. Hala nasıl olduğunu anlamış değilim ama 13 dakikada bşka zaman 45 dakika süren bir yolu tamamladık. Hem de ne hızımızı kesen bir yolcu, ne de trafik ışığı vb. bir engele takılmadan. Tam kağıtlar dağıtılırken yetiştim sınava. Sınavdan yalnızca 15 dk. önce uyandığım halde…

Mucize gibi…

Beni aradığı için monarosa’ya teşekkürler… :)

 

hamdım; piştim, yandım… Mart 1, 2007

Kategori: Derin Anlam — pacch @ 12:01 am

Varlıkta eğer dost istersen bulmak
Kurtul görünüşten, özü keşfetmeye bak!
Kat kat örtüye saklıdır varlığı,
Kendinde o, ondaysa cihandır tutsak.

- – - – - – - – - – - -

Taş yeşermez geçmiş olsa da nevbahar,
Toprak ol da bak nasıl güller açar.
Taş gibi idin çok gönül kırdın yeter,
Toprak ol üstünde hoş güller biter.

- – - – - – - – - – - -

Sevgilinin şekli yoktur; ister bu dünyanın aşkı olsun, ister öbür dünyanın, bu böyledir. Şekle aşıksan, can bedenden çıkınca neden bırakıveriyorsun onu? Şekil yine yerinde; bu duyuş, bu vazgeçiş neden? Ey Aşık ara bir bakalım, sevgilin kimdir senin?

 

- – - – - – - – - – - -

Can! A benim yeryüzünde olan aşağılık parçam! Bedenin gönlü yeşilliğe akar, suya akar; çünkü aslı odur, ondandır o. Canın meyli ise yaşayıştadır; çünkü mekansızlığın canı onun aslıdır. Can hikmete bilgeliklere yönelir. Can yücelmek yükselmek ister; beden ise kazanca düşkündür; yiyeceğe içeceğe düşkündür. Yücelmenin düşkünlüğü de, yücelmenin aşkı da canadır.

- – - – - – - – - – - -

Yemyeşil daldan ayrılmayacak yapraklar bitsin diye gönül, dalındaki sararmış yaprakları döker. Ta ötelerden yepyeni bir tat salına salına gelsin diye eski sevincin kökünü kazı. Yüzü örtülmüş kökü göstermek için gam, çürümüş ve pörsümüş kökü söker atar. Gam gönülden neyi döker, neyi sökerse karşılık olarak gerçekten de daha iyisini getirir. Gamın gerçek inanç ehlinin kulu kölesi olduğunu bilen kişiye, daha fala lütufta bulunur gam.

- – - – - – - – - – - -

Ey kardeşim! Sen fikirden ve düşünceden ibaretsin. Senin varlığın bunlardandır. Geri kalan sinir ve kemiktir ki, onlar hayvanlarda da vardır.

- – - – - – - – - – - -

Denizi gören göz başka, köpüğü gören göz başka…
Köpüğü bırak da denizin gözüyle bak sen! Köpükler, gece gündüz denizden meydana gelir, onları deniz harekete geçirir. Fakat ne şaşılacak şey ki, sen köpüğü görüyorsun da denizi görmüyorsun.

- – - – - – - – - – - -

Yaşadığın dünyaya bak; Yüce Tanrı, hangi eserini sevginin kucağında büyütmemiş? Neden okşamak ve kucaklamakla gidilecek yere, tekme tokatla erişmeyi tercih edersin?

- – - – - – - – - – - -

Ne kadar zengin olsan, ancak yiyebileceğin kadar yersin.
Deniz testiyi daldırsan, alabileceği kadar su alır, gerisi kalır.

- – - – - – - – - – - -

Beni ısıran köpeğe bile dua ederim; “Ya Rabbi” derim, “Sen onu bu huyundan vazgeçir! Şu köpekler halk tarafından taşlanmasınlar diye, onlara ısırmama düşüncesi ver!”
(MEVLANA)