Teoman’ın müthiş şarkısı hayalperest’e bir hayaLperest(ben)’in hazırladığı video.
umarım beğenirsiniz..
hayaLperest Nisan 29, 2007
sessiz davet.. Nisan 29, 2007
Gel..
Apansız gel yüreğime..
Sessizliğini boz bu şehrin,
Gülücüğü ol en hüzünlü ifadelerin..
Gel; beklenmeyen anda cennetten gelen müjde misali
Lakin kalıcı olsun ziyaretin..
Bir çığlık kadar keskin,
Bir bebek kadar masum,
Güneş kadar net olsun gelişin..
Hayatlar noktalanmadan gel.
Gel ki, beklemekten sıkılan yürekler vazgeçmesin..
Hoş bir edayla süzül kalabalıktan
Umutsuz gecelere ayışığı olsun gelişin
Yağmalanmış ve harap hayallere hayat versin
Güçsüz düşmüş bedenler acılarına dirensin.
Kan kaybetse de her geçen gün bu gönül
Gelişin yepyeni kanı-canı beraberinde getirsin..
Sessiz bir davet sana bu.
Duy çığlıkları, sana bir şeyler farkettirsin..
Sen en bulutlu, en soğuk günde
Bir kış güneşi kadar beklenensin..
Gel apansız.. Ama vaktinde gel;
Bu canı daha fazla bekletmeyesin..
..pacch..
(her hakkı yüreğimde saklıdır)

bir yerlerde katliam var şimdi… Nisan 29, 2007
Ne kadar basit aslında değil mi hayallerimiz… Basitlikten kasıt bir Irak’lı çocuğun gelecek hayalleri kadar bile genel değil. Sadece kişisel, çok para kazanmak, rahata ermek, aşık olmak, o kişinin de sana aşık olması ve mutlu bir hayat sürmek, güzel bir araba, ev…..vs.
Her gün bir çocuğun gözünden onlarca damla yaş düşüyor, ailesi dağılıyor, kan onlar için artık normal… Onların hayalleri artık şeker, oyuncak bile değil, sadece bomba sesi olmadan uyanabilmek, sevdiği birini kaybetmemek, silahlı asker abileri(!)nin gelip birilerini vurmaması, dün bahçede oynadığı arkadaşının kana bulanmış, parçalanmış, etrafa saçılmış cesediyle karşılamamak… Onların hayali artık kan ölüm savaş üzerine, bunları yaşamamak. onların hayali korkusuzca sokağa çıkmak, her gün açılan onlarca minik elin sahiplerinin tertemiz yüreklerinden bu dualar geçiyor. onlar mağdur, onlar masum, onlar korkuyor! Onların hayali o kadar büyük ki…
Siz hiç küçükken babanız dışarı çıktığında acaba askerler onu öldürmüşmüdür diye korku duymak nedir bilir misiniz? Siz ekmek almaya gittiğinizde bile tekrar geri dönememe, döndüğünde bulamama korkusu yaşadınız mı çocukken? siz hiç…, siz hiç…, siz hiç…… Şimdi bile ufacık bir sorundan, istediğiniz gibi kazak bulamamaktan, huzur içinde güvenli şekilde yaşadığınız evinizde bile canınızın sıkılmasından yakınıyorsanız, bu çocukların çektiğine nasıl katlanırdınız ki?
İnsanlık ne halde diyorum ama “insanlık” sözcüğünü bu çocukların ahını alan yaratıklar için kullanmaya içim elvermiyor. Şuan bir yerlerde katliam yaşanıyor. çocuklar çığlık şığlığa kurşuna diziliyor şimdi. “Anne”lerine afedersiniz ama gözlerinin önünde tecavüz ediliyor. Babaları nerde bilmiyorlar bile. Yığılı cesetlerin arasında tanıdık yüzler görüyorlar her geçen gün. Şahit oldukları sıkıntılar sayısız, şanslı değiller babalarını öldüren ülkenin çocukları gibi. Hoş.. O ülkenin çatısı altında doğmak bir şanssa tabi.. Bu vebali nasıl ödeyeceğini; her geçen gün, en basitinden, bir tek çocuğun ahının bedelini nasıl vereceğini hesap etmeyen bir başın olduğu ülkede doğmak şanssa tabi..
Bir yerlerde çocuklar kurşun seslerinin arasında avazı çıktığı kadar çığlık atıyor şimdi, annelerine işkence yapılıyor, babaları nerde bilmiyorlar bile..
Bu bir katliam.. Ve bir yerlerde katliam var şimdi..
“bundan 100 yıl sonrayı düşünün, size ne bırakıldı, siz ne bırakacaksınız? yalnızca uygarlık mı?!…”