~hayaLperest pacch~

“Bu Yalnızlığın Sadece Görünen Yüzü”

bir yerlerde katliam var şimdi… Nisan 29, 2007

Kategori: Hayata Dair — pacch @ 8:31 pm

Ne kadar basit aslında değil mi hayallerimiz… Basitlikten kasıt bir Irak’lı çocuğun gelecek hayalleri kadar bile genel değil. Sadece kişisel, çok para kazanmak, rahata ermek, aşık olmak, o kişinin de sana aşık olması ve mutlu bir hayat sürmek, güzel bir araba, ev…..vs.

Her gün bir çocuğun gözünden onlarca damla yaş düşüyor, ailesi dağılıyor, kan onlar için artık normal… Onların hayalleri artık şeker, oyuncak bile değil, sadece bomba sesi olmadan uyanabilmek, sevdiği birini kaybetmemek, silahlı asker abileri(!)nin gelip birilerini vurmaması, dün bahçede oynadığı arkadaşının kana bulanmış, parçalanmış, etrafa saçılmış cesediyle karşılamamak… Onların hayali artık kan ölüm savaş üzerine, bunları yaşamamak. onların hayali korkusuzca sokağa çıkmak, her gün açılan onlarca minik elin sahiplerinin tertemiz yüreklerinden bu dualar geçiyor. onlar mağdur, onlar masum, onlar korkuyor! Onların hayali o kadar büyük ki…

Siz hiç küçükken babanız dışarı çıktığında acaba askerler onu öldürmüşmüdür diye korku duymak nedir bilir misiniz? Siz ekmek almaya gittiğinizde bile tekrar geri dönememe, döndüğünde bulamama korkusu yaşadınız mı çocukken? siz hiç…, siz hiç…, siz hiç…… Şimdi bile ufacık bir sorundan, istediğiniz gibi kazak bulamamaktan, huzur içinde güvenli şekilde yaşadığınız evinizde bile canınızın sıkılmasından yakınıyorsanız, bu çocukların çektiğine nasıl katlanırdınız ki?

İnsanlık ne halde diyorum ama “insanlık” sözcüğünü bu çocukların ahını alan yaratıklar için kullanmaya içim elvermiyor. Şuan bir yerlerde katliam yaşanıyor. çocuklar çığlık şığlığa kurşuna diziliyor şimdi. “Anne”lerine afedersiniz ama gözlerinin önünde tecavüz ediliyor. Babaları nerde bilmiyorlar bile. Yığılı cesetlerin arasında tanıdık yüzler görüyorlar her geçen gün. Şahit oldukları sıkıntılar sayısız, şanslı değiller babalarını öldüren ülkenin çocukları gibi. Hoş.. O ülkenin çatısı altında doğmak bir şanssa tabi.. Bu vebali nasıl ödeyeceğini; her geçen gün, en basitinden, bir tek çocuğun ahının bedelini nasıl vereceğini hesap etmeyen bir başın olduğu ülkede doğmak şanssa tabi..
Bir yerlerde çocuklar kurşun seslerinin arasında avazı çıktığı kadar çığlık atıyor şimdi, annelerine işkence yapılıyor, babaları nerde bilmiyorlar bile..
Bu bir katliam.. Ve bir yerlerde katliam var şimdi..

“bundan 100 yıl sonrayı düşünün, size ne bırakıldı, siz ne bırakacaksınız? yalnızca uygarlık mı?!…”

 

bir kadını ağlatmak… Mart 2, 2007

Kategori: Hayata Dair — pacch @ 11:29 pm
 

severim, kimseler bilmez… Mart 1, 2007

Kategori: Hayata Dair — pacch @ 12:07 am

Ey benim nazlı ceylanım, severim, severim, kimse bilmez
Bir ateş düştüki başa; tüterim, kimseler bilmez
Ey benim nazlı çiçeğim; severim, severim kimse bilmez
Bir ateş düştüki başa; tüterim kimseler bilmez

 

Bak şu kalbimin işine, saldı sevdayı başıma
Gece gündüz aşk ateşi ile yanarım, yanarım kimse bilmez

 

Ben aşığım, ben aşığım, değmeyin dostlar
Bugün benim için ötsün kuşlar
Ne olur bugün benim için essin rüzgar
Otobüslere bugün bilet atmayın; parasız götürsün dolmuşlar
Bugün, “Bugün Pazar” şiirini benim için yazmış olmalı nazım
Mutlaka benim için yazmış olmalı
Çiçekler benim için açsın, yağmur benim için yağsın
Ben aşığım…

 

Varın söyletin hayına, girmesin benim kanıma
Bir ateş düştüki başa, tüterim kimseler bilmez

 

Bak şu kalbimin işine, saldı sevdayı başıma
Gece gündüz aşk ateşi ile yanarım, yanarım kimse bilmez

 

Ben aşığım, değmeyin dostlar
Bugünde benim için akmasın trafik
Benim için ağlamasın hiçbir çocuk
Günü geldi; ama ödemiycem kiramı
Borçlarımı ödemeyeceğim
Bu gün ne olduysa oldu, seni sevdiğimi anladım
İstanbul bile güzel gözüktü gözüme, bizim gözüktü
Bir türkü tutturdum gevheriden, onu bile güldürdüm halime

 

Bak şu kalbimin işine, saldı sevdayı başıma
Gece gündüz aşk ateşi ile yanarım, yanarım kimse bilmez…

 

(yücel arzen/kimseler bilmez)

sevipte söyleyememek, kalbine atmak, derinlere gömmek… dilinin ucuna gelen sözcükleri, yüreğinden geçenleri sürekli ertelemek… acı ve hazin ötesi. tatmayın, merak da etmeyin bu duyguyu. yaralar, günlerinizi mahveder.. geride sadece tutuklu bir kalp, kırık birkaç sözcük, ve uzaklara dalarak hatırlayacağınız bir kaç anı bırakır sadece.. gerisi yalan.

 

 

içimi seviyorum… Mart 1, 2007

Kategori: Hayata Dair — pacch @ 12:04 am

Günlük hayatta birbirimizi hep dış görünüşümüze göre değerlendirdiğimiz için büyük sıkıntılar ve hayal kırıklıkları yaşamışızdır.

 

Halbu ki düşünüyorumda vücut dediğin nedir ki? Üstü bir deriyle kaplanmış ve üzerine kaş, göz gibi detaylar konularak albenisi arttırılarak ortalığa sunulmuş bir paket. Aslında içinde neler yatıyor neler. İçerdeki uyum esasında dışardaki kılıfa havada basar, ama anlayanabilene daha doğrusu kendini dinleyebilene.

 

Derinizi birden soysalar şöyle, kasları falan sıyırsalar aşağıya doğru ,bir görseniz bakalım içerde sizin için sabahtan akşama kadar neler çalışıyor. Düşünsenize, hayatımız boyunca pankreasımızı görmeden yaşıyoruz.Merak ediyorum aslında oda benim bir parçam ama daha hiç görmedim. Ve bu pankreas içerde içeride bir şeyler yapıyor benim için sessizce sedasızca hiç şikayet etmeden .Ama sen üzümü yede bağını sorma diyorsan o başka tabi… Mesela ayaktaki yorgunluktan sonra beynin ayağa karasular göndermesi, Allah’ım ne asil ve ne düşünceli bir davranıştır. Düşünsenize beynin “bana ne” dediğini.

 

Demiyor işte okadar akıllı nalet bir şey işte.
Ama siz ne kadar takıp sallamazsanız bile o belli ediyor orada olduğunu ve sizi el veriyor hiç ummadığınız bir anda.

 

Diyelimki …
Dostlarınla yaşadığın onca güzelliklerden sonra, bir gün gelipte iyi anıldığında kulakların çınlamıyor mu?

 

Peki ya eski sevgilini andığında veya çok özlediğinde burnunun direği hiç sızlamaz mı? Kalbin her atışından sonra biraz daha yorulmazmı? O öyle güzel bir kalptir ki, sen uyusanda o uyumaz. Sabaha kadar çalışır durur. Güzel bir kız gördüğünde bozar ritmini daha hızlı atmaya başlar onun için .Belki de hiç görmeyeceği başka bir kalp için.

 

Ve gördün mü onu ansızın bir köşe başında dizlerinin bağı çözülüverir. Bağla bağlayabilirsen. Biter mi burada her şey? Bitmez. Dilin tutulur konuşamazsın bir daha ki sefere kadar uhte kalır içinde pişmanlıktan. Kaldı mı hiç içinde uhte? Bilir misin onu ordan söküp alacak iyi bir uhteci?

 

Kötülük yaptın mı hiç? Yapıpta yapmadın mı diyosun yoksa, kendini kandırıyorsun. Vücut onunda çaresini bulmuş .Sızlatıverdin mi vicdanını neye uğradığını şaşırırsın aslına bakarsan içerisi okadar karışık ki sığmıyor bazen dengine atıyo dışarı kendini. Nasılmı?Saçların, tırnakların, çapağın ama en anlamlısı gözyaşların. O çıktı mı dışarı bil ki olay var mahallede yada bir yangın içeride. Söndürmek mi yangını? Çok kolay suyu da hazır hemen yanı başında, e ağlıyorsun ya…

 

Sana eşlik eden o gözler, senden de vefalıdır. Yalnız kalmak istediğinde bakarsan uzaklara dalar gider senden önce. Gözün görmez hiç bir şeyi damarına bastıklarında. Unutmak istediğinde bağrına taş basarsın.

 

Korktun mu tüylerini diken diken yapar o vücut. Olanlara şaşırdın mı kanın çekilir. İftiraya mı uğradın anlatamıyor musun derdini; betin benzin atar. Özenirsen ağzının suyunu akıtır. İmrenirsen bir tarafın şişer.

 

İnsanın konuşmaktan dilinde tükürük bitermiş önce. Yutkunursan boğazında düğümlenir dikkat et. Yutarsan midene oturur, yutmazsan aç kalırsın Açlıktan miden guruldar. Onu da haber verir. Sanki geç kalmışlığını bağıran bir sabah saati gibi. Gece gördüğün kötü rüyayı nasıl anlarsın, sabah dudağındaki uçuktan tabi ki. Boşver sıkma canını bunca şeye, sık dişlerini geçer onlar ki vücudun hamalı. Ya saçların? Onlar anlatmaz mı sana kaçtığın gerçeklerini kestirdikçe uzar inadına ve anladıkça insanları, hainleri, dönekleri, yalancıları atar içine beyazlar; eğer Türk’sen uğraşmaz bu kadar hemen dökülür.

 

Beynim durdu düşünmekten, ellerim karıncalandı, tabanlarım patladı koşturmaktan, oturmaktan k*çım büyüdü, yemek yedim rehavet çöktü, seni gördüm dilim tutuldu, bağırdım sesim kısıldı, ağladım gözlerim şişti, yoruldum kalbim sıkıştı.

 

Birde alın varki bu bedende her şey orada gizli. Adamsan alınteri, değilsen yüzkarası, haklıysan alnın açık, şanssızsan bahtın kapalı.

 

Ne yaparsan yap zaten alnına yazılmıştır bu yazı.
Alın deyip geçme her kırışıklık bir satır başı.

(Beyazıt ÖZTÜRK)

(alıntı)

 

Bu kadar acıya hazır mısın? Şubat 28, 2007

Kategori: Hayata Dair — pacch @ 11:14 pm

Tam göğsünün ortasında bir yerin acıyacak.
Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin.
Sokağa fırlayacaksın, sokaklar da dar gelecek;
Tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi…
Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü…
Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek,
Bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin…

Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan…
“Önemli olan sağlık.”, “yaşamak güzel.”, “boş ver, her şey unutulur.” vb.
Sen hiçbirini duymayacaksın.
Gözyaşlarından etrafı göremez hale geleceksin…
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek
İsteyecek kadar çok seveceksin…

Hep ondan bahsetmek isteyeceksin…
“Ölüme çare bulundu” ya da “yarın kıyamet kopacakmış” deseler
Başını kaldırıp “ne dedin?” diye sormayacaksın…
Yalnız kalmak isteyeceksin;
Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak…
İkisi de yetmeyecek.
Geçmişi düşüneceksin.
Neredeyse dakika dakika…
Ama kötüleri atlayarak…

Onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin…
Gittiğin yerlere gitmek…
Bu sana hiç iyi gelmeyecek…
Ama bile bile yapacaksın…
Biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın…
Aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için direneceksin…
Hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin…
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin…
Herkesi ona benzetip…
Kimseyi onun yerine koyamayacaksın…
Hiçbir şey oyalamayacak seni…
İlaçlara sığınacaksın…
Birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan…
Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren…

Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek…
Boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin…
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak…
Sabahı iple çekeceksin…
Bazen de “hiç güneş doğmasa” diyeceksin…
Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler…
Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin…
Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin…
Nafile…
Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek…
Rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin…
Her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini fark edeceksin…

Telefonun çalmasını bekleyeceksin…
Aramayacağını bile bile…
Her çaldığında yüreğin ağzına gelecek…
Ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla…
Yüreğin burkulacak…
Canın yanacak…
Bir daha sevmemeye yemin edeceksin…
Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden…
Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın…
Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret edeceksin…
Yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin.
Onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek…
Ama bir umut…
Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu…
Bu umut seni gitmekten alıkoyacak…
Gel gitler içinde yaşayacaksın…
Buna yaşamak denirse…

Razı mısın bütün bunlara…?
Hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye…?