~hayaLperest pacch~

“Bu Yalnızlığın Sadece Görünen Yüzü”

sessiz davet.. Nisan 29, 2007

Kategori: Gizli Bahçem — pacch @ 8:33 pm

Gel..
Apansız gel yüreğime..
Sessizliğini boz bu şehrin,
Gülücüğü ol en hüzünlü ifadelerin..
Gel; beklenmeyen anda cennetten gelen müjde misali
Lakin kalıcı olsun ziyaretin..
Bir çığlık kadar keskin,
Bir bebek kadar masum,
Güneş kadar net olsun gelişin..
Hayatlar noktalanmadan gel.
Gel ki, beklemekten sıkılan yürekler vazgeçmesin..
Hoş bir edayla süzül kalabalıktan
Umutsuz gecelere ayışığı olsun gelişin
Yağmalanmış ve harap hayallere hayat versin
Güçsüz düşmüş  bedenler acılarına dirensin.
Kan kaybetse de her geçen gün bu gönül
Gelişin yepyeni kanı-canı beraberinde getirsin..
Sessiz bir davet sana bu.
Duy çığlıkları, sana bir şeyler farkettirsin..
Sen en bulutlu, en soğuk günde
Bir kış güneşi kadar beklenensin..
Gel apansız.. Ama vaktinde gel;
Bu canı daha fazla bekletmeyesin..

..pacch..
(her hakkı yüreğimde saklıdır)

 

bir yerlerde katliam var şimdi… Nisan 29, 2007

Kategori: Hayata Dair — pacch @ 8:31 pm

Ne kadar basit aslında değil mi hayallerimiz… Basitlikten kasıt bir Irak’lı çocuğun gelecek hayalleri kadar bile genel değil. Sadece kişisel, çok para kazanmak, rahata ermek, aşık olmak, o kişinin de sana aşık olması ve mutlu bir hayat sürmek, güzel bir araba, ev…..vs.

Her gün bir çocuğun gözünden onlarca damla yaş düşüyor, ailesi dağılıyor, kan onlar için artık normal… Onların hayalleri artık şeker, oyuncak bile değil, sadece bomba sesi olmadan uyanabilmek, sevdiği birini kaybetmemek, silahlı asker abileri(!)nin gelip birilerini vurmaması, dün bahçede oynadığı arkadaşının kana bulanmış, parçalanmış, etrafa saçılmış cesediyle karşılamamak… Onların hayali artık kan ölüm savaş üzerine, bunları yaşamamak. onların hayali korkusuzca sokağa çıkmak, her gün açılan onlarca minik elin sahiplerinin tertemiz yüreklerinden bu dualar geçiyor. onlar mağdur, onlar masum, onlar korkuyor! Onların hayali o kadar büyük ki…

Siz hiç küçükken babanız dışarı çıktığında acaba askerler onu öldürmüşmüdür diye korku duymak nedir bilir misiniz? Siz ekmek almaya gittiğinizde bile tekrar geri dönememe, döndüğünde bulamama korkusu yaşadınız mı çocukken? siz hiç…, siz hiç…, siz hiç…… Şimdi bile ufacık bir sorundan, istediğiniz gibi kazak bulamamaktan, huzur içinde güvenli şekilde yaşadığınız evinizde bile canınızın sıkılmasından yakınıyorsanız, bu çocukların çektiğine nasıl katlanırdınız ki?

İnsanlık ne halde diyorum ama “insanlık” sözcüğünü bu çocukların ahını alan yaratıklar için kullanmaya içim elvermiyor. Şuan bir yerlerde katliam yaşanıyor. çocuklar çığlık şığlığa kurşuna diziliyor şimdi. “Anne”lerine afedersiniz ama gözlerinin önünde tecavüz ediliyor. Babaları nerde bilmiyorlar bile. Yığılı cesetlerin arasında tanıdık yüzler görüyorlar her geçen gün. Şahit oldukları sıkıntılar sayısız, şanslı değiller babalarını öldüren ülkenin çocukları gibi. Hoş.. O ülkenin çatısı altında doğmak bir şanssa tabi.. Bu vebali nasıl ödeyeceğini; her geçen gün, en basitinden, bir tek çocuğun ahının bedelini nasıl vereceğini hesap etmeyen bir başın olduğu ülkede doğmak şanssa tabi..
Bir yerlerde çocuklar kurşun seslerinin arasında avazı çıktığı kadar çığlık atıyor şimdi, annelerine işkence yapılıyor, babaları nerde bilmiyorlar bile..
Bu bir katliam.. Ve bir yerlerde katliam var şimdi..

“bundan 100 yıl sonrayı düşünün, size ne bırakıldı, siz ne bırakacaksınız? yalnızca uygarlık mı?!…”

 

soğuk sensizlik Mart 19, 2007

Kategori: Gizli Bahçem — pacch @ 9:53 pm

Dolunaya karşı bir türkü tuttur,
Ve bitir artık şu hayatı.
Yıldızları şahit yaz bu acı sona,
Ama hüzün olmasın bu senaryonun sonunda.
Yalnızca ben olayım bu sahnenin kahramanı.
Bilme sen, duyma öykümü, sana olan sevdamı.
Çünkü yüreğim dayanmaz, sakın sen çekme acı.
Gözyaşlarını sıkı tut, iyi sakla,
Ancak mutlu olunca sal onları.
Ulşamak istemiştim sadece sana,
Anlamadın, anlatamadım hüznümü…
Senin tebessümünle yetindim,
Her defasında baktığım yerde gördüm yüzünü.
En mavi denizlerde aradım seni,
Anlatmaya çalıştım herkese senin derinliğini.
En yeşil ovalara baktım;
Bir kez daha görebileyim diye gözlerini..
En soğuk günde buhar olan nefesime benzettim;
Çıkarmaya çalıştım içimden seni.
En ıssız koylara bıraktım hayalini,
Ama yine gelip buldu beni..
Bir acı kahvede bulmaya çalıştım,
Bana yaşattığın benzersiz çaresizliği..
En efkarlı hatıralarıma gömmeye çalıştım seni.
Ama nafile, olmuyordu işte;
Ne anlatabildim, ne de atabildim içimden,
Bana şiir bile yazdıran bu soğuk sensizliği..

 

susuyorum ve bekliyorum… Mart 19, 2007

Kategori: Gizli Bahçem — pacch @ 9:51 pm

“Belki”ler.. Umutsuz bekleyişler…
Kimin canını yaktım, kimin ah’ını aldım bu denli?
Neden bu kadar acı çekiyorum her defasında?
İçimden ne ırmaklar geçiyor ama susuyorum..
Susuyorum ve bekliyorum.
Bir banka oturmuş, yalnızlığımla sessizce dertleşiyorum.
İçimden geçen herşeyi yalnızca ona anlatabiliyorum.
Tüm sırlarımı ona döküyor,
üç-beş damla gözyaşını avuçlarına koyup oradan uzaklaşıyorum.
Beni takip ettiğini bilsem de ondan uzaklaşmaya çalışıyorum.
Bir gün umutlu olabilmeyi bekliyorum.
Gülümsemeyi, o gün gülümsemesem bile gülümsetecek bir melek bekliyorum..
Bekliyorum ve susuyorum.
Beni bulmasını umutsuzca bekliyorum.
Bazen göz yaşlarım isyan ediyor, terk ediyorlar gözlerimi.
Ama aldırmıyorum.
Yine de bekliyorum.
Gelmeyeceğini bile bile yapıyorum bunu.
Belkilerimden sıyrılmaya çalışıyorum.
Her sıyrılmaya çalıştığımda, uçurumdan düşüp tekrar tırmanıyorum sarp kayaları.
Parçalanan ellerime, kalbime bakmıyorum.
Düşünmüyorum hiçbir yaramı.
Hissetmemeye çalışıyorum acılarımı; kanayan derin yaralarımı.
Hem hızla kan kaybediyorum, hem de susuyor ve bekliyorum…

Bir gün karşılık bulmayı bekliyorum.
Saygıma, sevgime, hislerime, kendime yaptığım iyiliklere bile…
Hayatımı adamayı
Ve istediğim o kişinin hayatının bana adanmasını bekliyorum.
Çok uzun olsa da bu bekleyiş,
hatta gerçekleşmeyeceğini biliyor olsam da çaresiz bekliyorum.
Taklit ediyorum, diğer bekleyip kavuşamadan toprağın olanları..
Sonum onlara benzemesin istiyorum.
Ama el mahkum, yıkılsam da doğrulup bekliyorum.
Defalarca sarsılıyorum, yalpalıyorum.
Rüyalarımın gerçekle olan mesafesini düşünüyorum.
Ama bu mesafe ürkütüyor.
Vazgeçiyorum..
Artık fazla bir şey değil; sadece “yıkılmamayı” diliyorum.
Artık doğrulurken yorulduğumu ve yıprandığımı hissediyorum.
Belki de yıkıldıktan sonra yanlış doğruluyorum.
Yanlış yöne doğru açıyorum gözlerimi.
Ama nafile, kalbime söz geçiremiyorum.
Artık akan yaşların hesabını bile tutmuyorum…
Yalnızca koca bir bekleyiş benimkisi.
Sadece bir “bekleyiş” ten ibaret olduğunu bilsem de bekliyorum…

Bazen “boşver” diyorum.
Savuruyorum tüm dertleri.
Ama geri gelip buluyor beni yine bumerang misali.
Olmuyor, boşveremiyorum..

Umutsuzluğu yeryüzünden silmek istiyorum.
Ben üzülmeyeyim, kimse üzülmesin, ulaşılmazlara ulaşılsın istiyorum.
Uzattığında elimi bir sevinç yakalamak istiyorum.
Aklım ve yüreğim aynı kararda buluşsunlar istiyorum.
Aklımdaki soru işaretlerinden gemiler yapmak
Ve en derin okyanuslara salıp benden uzaklaştıklarını görmek istiyorum.
Hiçbiri özlemeyeceğim, biliyorum…

Kalbime söz geçirmeyi diliyorum..
Dur dediğimde dursun, bitirsin bu yaşamı istiyorum.
Yalnızlığımı hüznümle boğup yok etmek,
Sonra da hüznümü ortadan kaldırmak istiyorum.
Gözümü açtığımda her şey bambaşka olsun,
dertlerimi yazdığım duvar beyaza boyanmış olsun istiyorum.

Çok şey mi istiyorum?
Aslında evet.. imkansızı diliyorum…

(her hakkı yüreğimde sakılıdır)

 

siyah gözlerine beni de götür… Mart 19, 2007

Kategori: Derin Anlam — pacch @ 9:50 pm

Daha Dokunmadan Kuru İrem
Çöllere Bir Türlü Yağamıyorum
Yeni Bir Koşunun Başlangıcında
Biraz Deprem Sonrası,
Biraz Şehir Hülyası,
Bir Kalp Yangınından Geriye Kalan
Siyah Gözlerine Beni de Götür

Artık Bu Yerlere Sığamıyorum…

Pembe Uçurtmalar Yolladığından Beri,
Sarardı Tiryaki Menekşeleri
Sonbaharın Tozlu Kafeslerinde,
Sevgi Turnaları Yakamıyorum
Turnalar Gidiyor; Ben Kalıyorum…

 

Avareyim, Asudeyim, Yorgunum
Bilmiyorum Neden Sana Vurgunum…

 

Erzurum Garında Banklar Üstünde
Uyku Tutmuyor Karanlıkları
Yitik Düşlerimi Kovalıyorum
Gölgeler Gidiyor; Ben Kalıyorum…

 

Binbir Türlü Kokuyorsa Yaylalar
Siyah Gözlerine Beni de Götür;
Baharın Koynundan Koparım, Sana
İpek Bir Mendile Sardığım Yüreğimle
Şehzade Gülleri Gönderiyorum
Umutlar Kalıyor; Ben Gidiyorum…

 

Bütün Yelkenleri, Deniz Fenerlerini,
Kaptanları Sorgulayan,
Yanından Geçen Küheylanların
Korku Tufanına Yakalandığı
Siyah Gözlerine Beni de Götür…

 

Güneş Ülkesinden Gelen Yiğitler
Benzeri Olmayan Bir Dünya Kursun
Cellat Ayrılığın Boynunu Vursun…
Usul Usul İntizarı Çürüten
Bu Hercai Diken, Bu Çılgın Arzu
Sürüklüyor İmkansız Muştuların
Eşiğine, Gönül Vadilerini
Bir Ağaçtan Düşen Yapraklar Gibi
Düşüyorum Tanyerine
Ya Topla Yaralı Kırlangıçları
Ya da Bu Vefasız Şarkıyı Bitir
Özgürlüğe Giden Tutsaklar Gibi
Siyah Gözlerine Beni de Götür…

 

..alıntıdır..

 

bu şiir göz rengimden dolayı dikkatimi çekti
şaka bir yana çok hoş ve duygulu… “umutlar kalıyor, ben gidiyorum” ve “cellat ayrılığın boynunu vursun” cümleleri çok acıttı be umutları da yanımızda götürsek olmaz mıydı sanki..